EY GÖNLÜM...

10/10/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

Ey gönül, hayat süprizlerle doludur . Kimi zaman saadeti kaybetmenin hasretiyle kavrulurken , kimi zaman da ummadigin bir saadetin tebessümüyle sürur bulursun .Çektigin istiraplar , elemler ve tarifsiz kederlere sabretmenin atesiyle piser,bir zaman sonra o ateste lezzet bulursunun.

Bu yüzden ey gönül ,ateşten korkma ! Sabrin sineleri yakan o lahuti ateşinde piş ki , lezzet bulasin . Işte ey gönül , çogu bela ve musibetlerin degişmez kaderimiz olmasi , bütün çabalarimiza ragmen korku ve endişenin o muziç çemberi içinde sabra mahkum edilişimiz , bu diyarda hep böyle mahzun kalişimiz hep bundan :

Sen de öylesin ey gönül !
Sen de korkunun , endişelerin , elemlerin zindaninda kalmaya tahammül et. Acilara katlanmanin , nice nimetlere hasret yaşamanin ateşinde pişecek , lezzet bulacaksin . Hayat bulmak ,hayat vermek için ...

Ey gönül ,acilara sabret . Çünkü onlar seni kahretmek için degil ;sinamak , terbiye etmek , kemale erdirmek için gelirler ;Hem de geçicidirler ,ebediyen kalmayacaklar . Imana ve ümide saril . Bil ki hiçbir gece ebedi degil ; her karanligin sonunda bir fecir sakli .

Alemlerin Rabbi ' ne (c.c.) ,kalbin sahibine kulak ver ey gönül . Sabri ögren , gayesini anla .Ne olur , gözlerin yasarsa da , dilin ancak Rabbi'nin razi oldugu söz söylesin . Bu yaslara katlanmayi bil ey gönül , varacagin menzil hatirina . Düşün ey gönlüm , onlari sana yönelteni düsün ...

Bu kutsi çileleri Tanri misafirleri olarak agirla .Müminlerin o sözüne bütün ruhunla katil . Bunu diline vird et , aradigin her teselli onda sakli : " Onlar ki ...Onlara bir musibet isabet ettigi zaman şöyle derler : Biz Allah'a aidiz ve elbette sonunda O'na dönecegiz. " (Bakara süresi 156 )

Ve Peygamberini , Peygamberleri düsün . Sabir onlarin ahlaki . Bak , Yusuf'undan ayri düsen gözü yasli Yakup Peygamber nasil sabretmis .Hz. Eyyub a.s. sabir atesinde nasil yanmis . Ve o sevgililer sevgilisi , ve O'nun mübarek sahabileri ...Hüzün yillarinda , Sibi muhasarasinda , Taif'te ,Tebük'te , Bedir'de , Uhud'da ,Hendek savasinda sabir serbetini nasil yudum yudum içtiler. Bir adim sapmadan ,kalplerini sahibinden bir an ayirmadan nasil isidilar , nasil isik verdiler ...Sakin sende yolundan sasma ey gönül ; Rabbine  
itaat et . Itaatinda sabir ve sebat et .Zira bu yol sabirdan ibaret .

Sabrin ziddi aceledir .Acelenin meyvesi ise pismanliktir , üzüntüdür ey gönül . Öyleyse çabalarinin ,amellerinin mükaatini beklerken ne olur acele etme . Sabrin özündeki tevekkülü gör , her seyin sahibine dayanmayi ögren .Bekledigin ilahi yardim yalnizca sabrin sonunda gelecek ey gönlüm .Ama sakin tuzaga düsme ; tedbirsiz sabir , çalismadan yapilan tevekküle benzer . Önce tedbirine ,tedavine saril , sonra sabret . Hiçbir müsibete agir ve çekilmez gözüyle bakma .

Evet , sabir acidir ey gönlüm . Bunu en iyi sen bilirsin . Gelecekten ümidi , beklentisi olmayan bir yürek bu aciya tahammül edemez , bunu da bilirsin .Hangi ümit diye sorma bana , bütün ümitler imaninda sakli . Imanin var , demek ki ümidin var . Gidecegin yer , görecegin Cemal var . Senin menzilin var . Seni hasretle bekleyen Cennet ehli var .Sana kucak açmis ebediyyet var .

Simdi sus gönlüm . Sus ve teslim ol . Fani umutlarla tükenmekten vazgeç . Dünya buna degmeyecek kadar kisa . Sabir zamani kisa . Bir simsek isiginin pariltisi kadar kisa .

Unutma ey gönül , burasi dünya .. Sefasi da fani , cefasi da ...Fakat ebediyyet var , ebedi vatan .
Orada nankörler için hazirlanmis bir ates mahzeni var ki , orada sabah olmayacak , horozlar da ötmeyecek . Orada sabretmek imkansiz .

Öyleyse nankör olmaktan kork ve ey gönlüm , geçici elemlere ve imtihanlara sabret . Bilirim bu dünya bir imtihan yurdu , bir zindan . Ama duvarlarinda daima ümide , kurtulusa ,selamete açik iman ve ümit pencereleri var . Bu pencerelerden mesut gelecegini gör. Sen ki narin kanatli bir kelebeksin .Ilahi takdirin imtihanini minicik gövden de bulmussun . Ilahi mukadderatin göklerinden gelen kaza oklarina hedefsin . Göklerin ve yerin yüklenmekten sakindigi " emanet" omuzlarinda .Bazen belin bükülecek , dizlerin dermansiz kalacak .Ama sakin sabrin tükenmesin ey gönlüm , ruhunu ebediyete tasiyorsun .

Sabret gönül , şurada karsi kiyiya ne kaldi ? Bu dünya zindanina muvakkaten mahkumsun , Şükret ki müebbeden degil !...

Sabret gönlüm yol çok uzun degil , Az kaldi...

((iktibas))

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

EDEBİYÂTIN İNCELİĞİ ..

25/9/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

EDEBİYÂTIN İNCELİĞİ

Yavuz Sultan Selim Han,
Şair Vehbi'yi yanlışlıkla üzüp, yanından uzaklaştırır. Şair de epey yer aradıktan sonra, nihayet Van Müftüsü'nün kâtipliğini yapmaya başlar. Bir müddet sonra Yavuz şairi bulmak ister. Fakat nasıl bulacaktır?
Sonra şöyle düşünür: "Ben bir mısra yazayım ve bir yarışma düzenlensin. Benim mısramı beyte tamamlayan en güzel mısra yazana mükâfat vereceğimi ilan edeyim. Şüphesiz ki Şair Vehbi de dayanamayıp katılacaktır. O vakit, onu üslubundan tanırım.
Ve şu mısraı yazar:

"Bütün dünya benim olsa, gâmım gitmez nedendir bu?
Sultanın başlattığı yarışma ilan edilir. Yarışmaya katılan çok olur. Fakat padişah aradığını bulamaz.

Van müftüsü; Bir de ben deneyeyim, nasib ise olur deyip, bir mısra yazmaya çalışır. Kendince bir şeyler yazdıktan sonra, bir de kâtibine gösterir. Şair Vehbi de, Şurası şöyle olsa. Şurası da böyle olsa.. derken ortaya aşağıdaki mısra çıkar:

"Taa Ezelden gam türabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu."

Yavuz, Van müftüsün den gelen beyti okuyunca Hemen haber salın bu mısraın şairine, saraya gelsin! Diye emir verir. Müftü, büyük bir heyecanla gelir saraya.
Padişah aradığını bulmuş olmanın rahatlığıyla sorar:

Bu mısra ile mükâfatı hak ettin. Lakin benim anladığıma göre, bu mısraın hakiki şairi sen değilsin!

Müftü efendi, hemen doğruyu söyler. Padişah şairine kavuşur.

Edebiyatımıza da aşağıdaki beyit, hatıra kalır:


Bütün Dünya Benim olsa Gamım Bitmez Nedendir bu...
 Taa Ezelden Beri Gam Turabla Yoğrulmuş Bedendir bu...
Gelen Gider Giden Gelmez iki Kapılı Handır bu...
 Sakın insafı Terk etme Makamı imtihandır bu.


İktibas..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

YEMİN..

21/9/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

 

YEMİN..
 

Canım sağ oldukça rahmetli babam
Susarsam,hakkını helal etmesin
Ak sütün emziren ihtiyar anam
Susarsam hakkını helal etmesin.

Yerindedir daha aklım iradem
Ve işte yeminim, işte ifadem
İlk insan, ilk nebi Hazreti Adem,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Meylim ne şöhrete, ne saltanata;
Hak için sarıldım ben bu sanata;
Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan ata,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Önünde dururken Türklüğün hali,
Susup da boynuma almam vebali;
Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(R.A)
Susarsam hakkını helal etmesin.

Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
Bana zindan olur Maraş, Elbistan
İbni Sina, Dedem Korkut , Alparslan
Susarsam hakkını helal etmesin

İmanda bu fire, zillete bu zam!
Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam
Farabi, Gazali, İmamı Azam,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Nusret versin yeri göğü yaratan
Çekip çıkartalım akı karadan
Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Ülküm aşk çölünde Veysel Karani
Ulubatlı Hasan eyler göreni
Fatih, Ak Şemsettin, Molla Gürani
Susarsam, hakkını helal etmesin

Bu yol bahadırlar, ermişler yolu;
Kendini davaya vermişler yolu!
Şeyh Mevlana, Derviş Yunus, Köroğlu,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Türkçe sevdalanan İslamca yanan
Adar milletine bir değil bin can
Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan
Susarsam hakkını helal etmesin.

Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il
Yüreğimi yetmiş yerden yara bil;
Mehmet Akif, Osman Batur, Şeyh Şamil
Susarsam hakkını helal etmesin.

Usta savaşçılar, genç mücahitler
İmkanıma hizmetime şahitl
er
Başbuğ, ülküdaşlar, aziz şehitler,
Susarsam hakkını helal etmesin.

İçimde İslam'ın ince manası
Önümde Türklüğün soylu davası
Of'lu Kör Şakir'in Elif anası
Susarsam hakkını helal etmesin.

Sevdim, milletime gönlümü verdim
Zalimin zulmüne göğsünü gerdim
Kırıkhanlı Kazım, Niksarlı Nedim
Susarsam hakkını helal etmesin

Kemal'imiz, Turan'ımız, Hacı'mız
Beraberdir sevincimiz, acımız
Mut'ta davar güden Zeynep bacımız
Susarsam hakkını helal etmesin.

Mühim değil güceneni, küseni
Allah sevmez haksızlığa susanı
Yozgat'ın Yerköy'lü Yetim Hasan'ı
Susarsam hakkını helal etmesin.

Komünist, siyonist, pusudan çıktı
Dinime saldırdı, töremi yıktı
Gönen'li Gülizar, Bünyan'lı Sıtkı,
Susarsam hakkını helal etmesin.

Yurdun bir kağıttır ışık beyazı
Üstünde insanlar mukaddes yazı
Genci ihtiyarı gelini kızı
Susarsam hakkını helal etmesin.

Mazlumlar hakkını almayıp ele,
Günü gün edersem zalimler ile
Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile
Susarsam hakkını helal etmesin.

Allah rızasıdır arzum, emelim!
Bu necip milleti ondan severim
Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim
Susarsam hakkını helal etmesin.


Abdurrahim Karakoç..

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Zor Zamanda Sevdalanmak .

9/9/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

Zor Zamanda Sevdalanmak

“İslam garip başladı, garip haline geri dönecektir..
Öyle bir zaman gelecek ki İslam’ı yaşamak,
imanı muhafaza edebilmek, avuçta kor tutmaya eşdeğer olacaktır..
Onu yaşayanlar, asırlarında gariplerdir..
O Hakk erlerine, O gariplere müjdeler olsun!..”



Kolay değil şu câzibedar fitne asrında,
Nefse geniş, gönüllere dar şu zamanda sevdalanmak..

Yani; O’nun boyasına boyanmak.. Aşk eri olmak..

BİN güzelden yüz çevirip,
BİR güzele, EN GÜZEL’ e yâr olmak..
Hiç kolay değil..

Ve:

 Kurak topraklarda gül yetiştirmeye talip olmak..
Çöllerde vâhaların, bin çiçekli bahçelerin heveslisi olmak..

Ve:
Kanınla suladığın, ihtimamla yetiştirdiğin çiçeklerin hoyratça tarumâr edilişine sessiz kalmak, kalabilmek..

Ve:
Zulme şahidler olmak..
Zor.. Çok zor..

Yüreğinin bin kez “hayır!” dediği önünde saygıya durmak ve bin kez “evet” lediğine tam yâr olamamak...

Benliğini alıp ta ayaklar altına, kanın çekilircesine, sanki ölürcesine –Ve aslında dirilircesine- “LA!” diye haykırmak..
Hiç kolay değil..

Ve; yılmamak..
Yeniden.. Yeniden ebed bahçelerine talip olmak..
Yeniden tohum saçmak..
“Her dem yeniden doğarız// Canlar ölesi değil..”
Şevkle her başa dönüşü, hedefe bir yaklaşma bilmek..
Çok zor..

Bin kez kovulduğun kapılara,
Hakk adına yine varmak tebessümle..
“Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” olmak..
Gurbet içre gurbetleri yaşamak dâim;
Evinde, okulunda, işinde, sokaklarda...
Ve hatta aynı safta omuz verdiklerinle..

Atılmak, ezilmek hep.. Aşağılanmak..
Gözyaşından bir yolda yürümek dâim..
Hep hüzün bestelemek..

Ve yine de, inadına sevda türküleri söylemek..
İnadına sebat etmek, dimdik ayakta kalmak..
Hiç kolay değil..

Her gün yüreğine bin put asanlara “LA!” demek..
Ve; her gece kafanda, yüreğinde bir bir kırmak onları..
Her an, her an şeytan taşlamak..
Nefsinin her meylettiği karşısında ellerini hatta tüm bedenini yakmak O’nun adına..

Yani:
Sana her gün sunulan bin süslü günahlara hayır demek..
Yani: Elest Bezmi’ndeki sözünün eri olmak..
Yani: Ateşler ortasında yanmamak..
Yani: “Belâ” demek her ânında..
Yani: O’na, yalnız O’na sevdalanmak....

Ve:
Emaneti O’ndan aldığın sâfiyetiyle yine O’na teslim etmek..
Nefsin hiç istemedikleriyle kuşatılana meyilden öte,
O Didâr’a talip olmak...
Ve; Emanetin karşılığı “olanı” hiç düşünmeden,
Sırf O râzı olsun diye,
Sadece O sevsin diye,
Yalnızca O’nu üzmemek için,
“İlla” demek.. “İlla O” demek...
Zor.. Çok zor..

Evet, zordur bu dar zamanlarda sevdalanmak..

Yüreğinde hicret türküleriyle hep Medine’yi özlerken..
Tüm bedenin, sanki demir taraklarla taranıyormuşcasına ızdırapla inlerken sabretmek.. Sebat etmek..
Zor.. Çok zor..

Ama:
Müslüman zora talip olandır..
O bilir ki; “En üstündür.. Çünkü inanmıştır..”Bilir ki; İman en büyük iddiadır..
Ve büyük iddialar, büyük ispatlar ister..
Bilir ki; İsbatlaması gerek yüreğini koyduğunu..
Değilse; kupkuru bir iddiadır tüm davası..
Ucuz değildir “müslümanım” demek..

Bilir ki; Allah yolunda bedel gerek..
O yolda sıkıntı gerek..
“Belâ!” derken O, buna taliptir..

Bilir ki O, mücâhiddir..
Ve; insanla Allah arasındaki,
İnsanla İslam arasındaki tüm engelleri kaldırmaya taliptir..

Bilir ki O, aslında hicret;
Onu şeytandan Allah’a taşıyan herşeydir..

Bilir ki; Sabaha en yakın an; şafak sökmeden az öncedir.. Ve zorluklar, ikiye katlar ulaşılacak olanı..


Ve; Kulun gücünün tükendiği yerde O’nun yardımı elbet yetişecektir imdâdâ..
Ve; sıkıntılar doruk noktasında,
Feryadlar ayyûka çıkmışsa,
Bilir ki O’nun yardımı yakındır..

“Yoksa siz, sizden evvelkilerin hali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?. Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı ve öyle sarsıldılar ki, hatta Peygamber beraberindeki mü’minlerle birlikte: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu.. Bilin ki Allah’ın yardımı muhakkak yakındır.” Bakara//214

“Fitne asrında zorlanan ve sebat eden kimseye,zorluklar nisbetince, eski devrin inanmış 50 kişisinin sevabı verilir.” Kutubu Sitte//Fiten

Var ya şimdi;
Tam zamanı sevdalanmanın..
Yani; aklamanın tüm karaları..
Ötelere yelken açmanın..
İnadına gül yetiştirmenin..
İnadına sevda türküleri söylemenin..
Zincirleri kırmanın..
Zamana meydan okumanın,
Medine’de şahlanmanın..

Yani:
Yürek boyu dirilmenin,
Ve yürekleri diriltmenin..
Ve âşık olmanın O En Güzel’e..
Boyasıyla boyanmanın..
Ve can vermenin TAM SIRASI..

“Ümmetimden bir tâife, kıyamet kopuncaya kadar Hakk yolunda muzaffer olmakta devam edecek, muhalefette bulunanlar, onlara zarar veremeyecektir.” Buhari

Dâima dipdiri,
Hiç eksilmeden,
Hiç tükenmeden “İlla O” diyen,
O yolun sevdalılarına, Allah’ın askerlerine selam olsun..

monaroza

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Sus gönlüm...

15/8/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

Sus gönlüm...

Çok dile getirme.
Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm...

Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm...

Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara.

Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım...

İnan bana...Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz...

Sus gönlüm...

Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus...

Sus gönlüm...

Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar.

Sus gönlüm.

 Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm...

Her susuşun bir cevap olsun.

Her susuşun,sabrın olsun. Her susuşun,duan olsun. İçten yakarışının adı olsun,susuşun. Bekleyişinin. umut edişinin,inancının,

özlediğin şeylerin vurgusu olsun,susuşun...


...Sus Gönlüm...Bir Elif Miktarı Sus...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Olmaz Gönlüm, Olmaz Öyle!

4/7/2009 · Kategori: EDEBIYAT__

Olmaz gönlüm, olmaz öyle!!!
 Dört mevsimi yaşayan bir cennetin bağrında büyüdün de sen, onun için böyle bir baharı ve yazı özlersin. İstersin ki çabuk geçsin fırtınalı sonbahar, ayaza durmasın kışlar. Dedim ya, sen dört mevsim hesabını yaparsın yaşarken duygularını. Ama bilmelisin herkes buralı değil. Bilmelisin, güneş görmeyen yurtlar var.

Olmaz gönül, olmaz öyle. Yükün ağır bilmekteyim,
baharı yaşamayanlarla kış nasıl geçer; onu da bilmekteyim. Ama şunu da bilmekteyim ki, sabredebildiğin ölçüde yaşarsın. Eminim ki, hayat sabra denktir. Ve sabır, tahammülün bittiği yerde filizlenir, maneviyat çeperlerini genişlettikçe boy atar, sırf Yaradan'ı düşünerek fiiliyatta bulunduğun zaman neşv ü nema bulur.

Sabır gönlüm, sabır! İçine çekerken, zehir gibi gelir tadı, boğulacağını zannedersin. Kanın çekilir yüzünden, bembeyaz olur sîman; yutkunursun, geri döner içinde düğümlenenler. Başını eğmek istemezsin; ama kaldıramazsın da öyle göklere doğru. Ağlarsın, gözyaşın akmaz. Haykırmak gelir içinden, zangır zangır gürültüler habercisi olur titreyen ellerin. Konuşursun yalnızca kendinle, dökersin içini;
 senden başkası duymaz bilirsin bunu. Sitemlerin dillenir haklı olduğunca, bağırırsın rahatlarcasına, ama sadece kendi içinde, ama sadece Yaradan'la baş başa. Sonra gözlerin...
 Gözlerin nihai nokta olmak ister en sonunda. Durur öylece, bakar, bakar...

 Ve kimseler fark etmez neden donuklaştığını, kimseler anlamaz anlatmak istediği çifte derin mânâyı... Sonra çekip alıverirsin anlamlı bakışlarını ruhunu bir kenara bırakmışlardan.

Yüzünü çekersin, yalan dünyanın yalancılarından. Alnındaki kırışıklıkları alıverirsin haberi olmayanların önünden. Doğruca bırakırsın asıl dergâha. Bağrına cennetler sığan seccadenin secdeliğine. Ve başlar böylece sabır maratonun. Korkma gönül, sen hele azmet sabır için, yüreğini koy ortaya, gör ne mânevî hediyeler paketliyor Yaradan...

En masumane tavırlarına gaddarca yaklaşanlar olacak belki. İçindeki çocuk hafife alınacak... Anlatmak istediklerin değil, anlaşılamamış yanların konuşulacak. "Olsun!" diyeceksin, yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeden.
 Yine de hüsn-ü zan edeceksin. Allah için söylediğini yine Allan için olduğu yerde bırakacaksın. Yaradanı alıp yüreğine, sırtını dayayıp tevhidin çınarına, akıbeti ukbâda düşüneceksin. Ve kalbin şöyle bir hafifleyecek, damarlarına giden iyimserlik yolunu tıkamadığından...

Üzülüp acı çektiğin anlarda çileni hafife alanlar olacak belki... Öyle bir yanacak ki için, kimseye anlatamayacaksın. Günlerce ağlayacaksın gözyaşının lâhutî ikliminde. Sonra en yakınındaki, en yüreğindeki vuracak hislerini... Canım dediğin dönecek sırtını.  Bir "ah!" çekeceksin derinden ve anlamaya çabalarken empatinin gücüyle, arkanı döndüğünde kimse kalmamış olacak. "Sabır" diyeceksin, yine sabır...

Eyyüplerin torunluğuna yakışır sabır... "Bugün Allah için ne yaptın?" sorusu geldiği an kulağına, vereceği cevabı bulamayanların tedirginliği değil, en zor imtihanını başarıyla vermiş öğrencilerin rahatlığı olacak ruhunda. Başını yastığa koymadan "elhamdülillah" diyecek, rüyanda cennetten kesitler izleyeceksin belki... Ve sabaha erdiğinde, avucunda tuttuğun tesbih tanesi yine "yâ sâbır"la şakırdayacak...

Faltaşı gibi açılıp kalacak gözlerin bazen de... Çok şaşıracaksın, çoook! Ya gönül... Kalb kırmak çok kolay oldu, kalbin değeri pazarlara bile çıkartılmaz oldu. Tatlı sözü unutanlar çok, şu hengâmesinden sallanıp duran asırda! Aldırma diyemem, aldıracaksın elbet, hislenip içerleyeceksin belki.

Zannediyor musun ki, yüreğine aldıklarına söylediğin nazenin kelimeler, boşta kalır! İnanıyor musun ki, sevdiklerin için kurduğun lâtif cümleler, öksüz bırakılır! Yok gönül, yok! Sahibi var hepsinin. Bırak duymasın insanlar, bırak sertliği onlara! Bırak, tabularına kale yapsınlar!

Yeter ki sabret gönül, asıl sahibini düşünüp sabret, başını sonunu kestiremediğin olaylarda bile...
Bırak vursunlar ayıbını yüzüne, bir kusuruna binler cefâ taksınlar.
Yaradan'ın "Settar" ismi, beşerin hükmüne mi kalmış. Sen sabret gönül...
Felaket tellalları susmasınlar isterlerse? Olumsuzluğu yaymanın zevkine doyamayanlara inat, bütün güzel düşüncelerini yay sere serpe. Zehrini ağzında taşıyan yılanın başını ezemesen de, bal damlasın dilinden.
İbrahim'in (as) ateşleri, gül olurken mi sunmuş Dostların Dostu şu ayetini: "Güzel söz, güzel bir ağaç gibidir ki onun kökü sabit, dalı ise göktedir." Sabır gücünün tükenirliğinden korkarsan bir gün, gel gir şu dizelerin sırlı havasına... İnan, kimse üzemez seni orda. Ve uzan o ağacın dallarından ötelere...

Uzat ellerini ve bekle. Sabırla bekle gönül! En geç sûrun sesi duyulduğunda tutacak ellerinden Resuller Resulü. Pes etme, sabret gönül, sabret!...

( la edri)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!